Başkasına gösterdiğin merhameti kendine de gösteriyor musun ? birinin derdini dinlerken olduğun bilgeyi, kendi derdini dinlerken de ortaya çıkarıyor musun? Birinin anlattığı acıları kalbinde hissedip ona ‘seni anlıyorum belki böyle yaparsan sana iyi gelir.’ diyerek tavsiyeler verdiğin gibi kendine de seni anlıyorum diyerek sarılıp tavsiyeler verebiliyor musun ?
Bir başkasına tavsiyeler verirken ortaya çıkan bilgeliğin, söz konusu kendin olduğunda nereye saklanıyor ? Yoksa kulakları sağır gözleri görmez mi oluyor?
Önce başkalarına iyi gelmenin iyi insan olmak anlamına geldiğini nereden öğrendik? Başkalarını sevmenin kendimizi sevmek olduğunu mu düşünüyoruz yoksa? Biri bizi severse mi seveceğiz kendimizi? Biri iyi bir insan olduğumuzu onaylarsa mı iyi biri olduğumuza inanacağız? Ondan mıdır hep başkalarına gösterip kendimize gösteremediğimiz merhamet ve iyilikler?
Kendi içimizdekine de ‘ah küçüğüm acı çektiğini görüyorum. Ve çok üzgün olduğunu da. Sana sarılmak ve acılarını dindirmek istiyorum’ diyebilmek neden öğretilmedi bize?
Neden zorlanıyoruz kendimize yardım etmekte?
‘Hiç kimse kendi sahip olmadığı bir şeyi başkasına veremez’ demiş Aristotales.
Öyle değil midir sahiden?
Birileri mutlu olsun diye kendinden ödün verdiğin bir hayattan karşılık olarak onların da sana mutluluk vermesini beklersin. Ne büyük yanılgıdır aslında. Çünkü sen mutlu değilsen kimseyi mutlu edemezsin. Belki de başkalarının mutluluğunu öncelik yapmak kendine gösterdiğin en büyük haksızlıktır. Mutluluğu ve sevgiyi önce başkalarını sevip mutlu etmek üzerinden beklemek bencilce bile denebilir. İçinde büyük bir beklenti barındıran bir davranıştır. Peki önce kendini sevse insan? Kendi kendine iyi gelse. Her gün içindekine şefkat gösterebilse. Kendini anlamaya, duygularını tanımaya, neyin yoksunluğunu çektiğini bilmeye yöneltse dikkatini? Daha kolay olmaz mıydı başkasını da mutlu etmek ?
Sevgi almak için sevmek yerine , ve hatta kendini sevmek için, sevilebilir biri olduğunu kendine kanıtlamak için sevmek yerine , zaten kendini sevse, bu bir anlaşma olmanın ötesine geçip varlığımı senin varlığınla daha anlamlı hissediyorum seni sen olduğun için seviyorum demek olmaz mıydı?
Peki siz nasıl bir sevgi seçerdiniz ? Birini, sevilebilir olduğunuzu kendinize kanıtlamak için sevdiğiniz bir sevgi mi , yoksa varlığını olduğu gibi kabul edip sevdiğiniz kişinin kendi varlığıyla sizin varlığınıza tüm benliği ile eşlik ettiği bir sevgi mi?
Nazım Hikmet’in dediği gibidir belki hayat ;
‘’Hani derler ya ben sensiz yaşayamam diye,
İşte ben onlardan değilim.
Ben sensiz de yaşarım;
Ama seninle bir başka yaşarım.’’
Belki de gerçek sevgi, kendini sevmediğin halde başkasını severek göreceğini kabul ettiğin değil, kendini zaten sevdiğin bir hayatı, onunkiyle birleştirmeyi bilmekte gizlidir. Belki de o zaman hayat, kendini akışa bıraktığın bir dansa dönüşür.