Bir müziği gözlerin kapalı dinlemenin keyfini yaşadın mı hiç?
Peki bunu bir orkestradan canlı dinlemek nasıl olurdu?
Dün akşam bize bu keyfi yaşatan bir etkinlik vardı. Adı ‘’Blind Symphony’’.
Hayata küçük bir es verdiğimiz kısa süreliğine dünyadan kopup kendimize yöneldiğimiz muhteşem bir müzik şöleniydi.
En dikkat çekici tarafı ise bu müzik şölenini girişte verilen göz bantlarını takarak dinlemekti. Dış dünyadan izole bir şekilde görsel algının devre dışı kaldığı kulaklarımızın adeta bir ziyafet şölenine şahitlik ettiği bir projeydi.
Ben bir şeyi deneyimlemeden önce araştırma yapmayı, beklentiler ve bakış açısı yaratacağını varsaydığımdan doğru bulmuyorum. O yüzden bu etkinliğe giderken sadece etkinliğin kurallarının ne olduğunu bilerek gittim. Göz bantlarımızı takacağız ve kendimizi müziğe bırakacağız. Benim için heyecanlı bir bekleyiş oldu. Müziği canlı olarak gözlerin kapalı dinlemenin nasıl bir haz yaratacağını merak ettim.
Bir saati geçen bu müzik şöleni bittiğinde göz bantlarını çıkarmak istemediğimiz, bir süre de dış dünyaya dönmek istemediğimiz bir an yaşadık. Enstrümanların her bir dokunuşu içimi titretti ve ruhumda hissettim diyebilirim. Zaman zaman eskideki bir hatıraya götürürken, zaman zaman da meditasyonda kendimi dinlemek gibi hissettirdi. Bazı parçalarda içimdeki çocuğa sarılmama sebep oldu. Bazı çalgıların vuruşlarında gözyaşlarımı tutamadığım anlar da yaşadım. Uzun süre verdiği keyfin etkisinden kurtulamayacağımı bildiğim muhteşem bir tecrübeydi.
Bugün merak edip bu senfoninin içeriğini araştırdım. Çok fazla bilgiye ulaşamamak üzse de edindiğim bilgileri sizinle de paylaşmak istiyorum.
Görüşü tamamen yok eden karanlığın, müzikal algıyı zirveye çıkardığı gerçeğini dünyada ilk kez fark eden ve bunu bir sanatsal felsefeye dönüştüren isim Amerikalı deneysel besteci Charles Edward Ives olmuş. Blind Symphony projesi ise bu deneysel fikri modern bir sahne şovuna ve küresel bir formata dönüştürmek amacıyla ortaya çıkmış.
Bu sıra dışı konsept Avrupa kökenli bir prodüksiyon ajansına ve ekibine ait. Projenin temel amacı, modern insanın en çok kullandığı ve duyuları manipüle eden görsel algımızı tamamen devre dışı bırakmak olmuş. Sabit bir milletten ya da tek bir şehirden müzisyenleri olmayıp, konservatuar eğitimi almış solist ve oda müziği sanatçılarından oluşan çok uluslu ve esnek bir sanatçı kadrosu var.
Proje Türkiye’ye gelmeden önce Avrupa ve ABD’deki prestijli bağımsız sahnelerde sergilenerek büyük bir yankı uyandırmış. Performanslar iki keman, bir viyola, bir kontrbas ve bir üflemeli çalgıdan oluşan oda müziği topluluğu tarafından icra ediliyor.
Orkestrayı benzersiz kılan en büyük özellik, klasik oda müziği enstrümanlarının yanı sıra dünyanın farklı bölgelerinden ve yerel kültürlerinden toplanmış 70’ten fazla nadir halk enstrümanını bünyesinde barındırması. Konser boyunca dinleyiciler, hayatlarında belki de ilk defa duyacakları etnik ve kültürel tınıların klasik batı müziği eserleriyle sentezlenişine tanıklık ediyor.
Proje; Avrupa ve Amerika sahnelerini başarıyla fethettikten sonra, küresel lisans sahibi AKB Team’in sonbahar turnesi planlaması kapsamında Türkiye'ye getirilmiş. Etkinliğin Türkiye organizasyonunu GSS Performans sanatları üstlenmiş. Projenin Türkiye turnesindeki müzikal adaptasyonunu, aranjmanlarını, orkestra şefliğini ve piyano şefliğini ise Türk müzik prodüktörü ve sanatçı Burak Bayrak yürütüyor.
Proje ilk olarak Mayıs 2026’da Kadıköy Eğitim Sahnesi’nde kapalı gişe olarak büyük ilgi görünce Ekim 2026 itibari ile de geniş kapsamlı bir Anadolu ve Türkiye turnesi başlatmış.
Bu şahane deneyimi farklı şehirlerde de yaşama imkanı sağlayan organizatörlere kalbimle sonsuz teşekkür ederim.
Umarım siz de hayata kısa bir mola verip kendi içinize döneceğiniz bu deneyimi yaşama fırsatı bulursunuz.
