Geçenlerde sosyal mecra da bir soru sordum:
Sevmeyi ilk kimden ve nereden öğrendiniz?
Gelen cevaplar bana fark ettirdi ki; sevmeyi, nasıl sevildiğimizle bağdaştırmışız.
En popüler cevaplara göre ise sevmeyi, kimi annesinden kimi babasından kimi sınıf öğretmeninden öğrendiğini söylemiş. (Yani aslında en çok kime kendini yakın ve nerede yargısız alanda hissettiyse onun sevme şeklini referans almış)
Bu durum beni biraz düşündürdü. Nasıl seveceğimizi, nasıl sevildiğimize göre şekillendiriyorsak, hiç sevilmediğini düşünenler sevgiyi nasıl tanımlıyorlar ki hiç sevilmediklerine karar vermişler? Başkalarının sevilme şekillerini referans alarak mı?
Bir soru daha;
Eğer sevgi, sevilmenin tecrübesiyle tanımlanan bir şey ise, o tecrübenin sevilmek olduğuna nasıl karar verdik?
Mesela kimine göre sevgi, annesinin başını okşamasıyla tanımlanmışken bir diğerine göre de istediği şeylerin ona verilmesiyle bağdaştırıldı. Bir başkasına göre de şiddetin tanımı sevgiydi.
Eğer sevgiyi görme şeklimiz değiştiğinde sevgi tanımımızda değişiyorsa sevgi denen şey göreceli bir kavram mıdır?
Yoksa sevgi tanımlanamaz, kuralsız, ‘’ama’’ ları ‘’yoksa’’ ları ‘’böyle olursa’’ ları olmayan bir duygu mudur?
Ya da sevgi bir duygu mudur, yoksa varoluşun kendisi mi?
Sevginin tanımlandığı yer (yani kuralları olan sevgi) gerçeği yansıtmayan bir dünyevi bakış açısı mıdır?
Yoksa yüzyıllarca bağımlılık yaratmak adına insanlığın kandırıldığı ve öyle anlatıldığı sömürücü bir öğreti midir?
Sevgi öğrenilir mi? Öğrenilince onun adı sevgi değil toplumsal uyum mu olur?
Gerçek sevgi kontrol ister mi?
Ya da sevgi, tıpkı bedensel uzuvların gibi, varoluşunun tanımlanamaz ilahi bir parçası mı?
