En son ne zaman bir yerde ya da birinin yanında kendinizi çok rahat hissettiniz?
Hani şu hareketlerinize oturuşunuza gülüşünüze ağlayışınıza ağzınızdan çıkacaklara bir kısıtlama koymadan duygularınızı saklamaya gerek kalmadan orada olmaya mecbur gibi hissetmediğiniz kendiniz gibi olduğunuz yerlerden bahsediyorum.
Neden bazı yerlerde ve bazı insanların yanında çok iyi hissederiz hiç düşündünüz mü ?
Bazen bana iyi geliyor deriz ve sebebini bilmeyiz ya da belki düşünmeyiz , düşünsek de bulamayız.
Olduğumuz her yerin, iletişim kurduğumuz herkesin bir enerjisi vardır. Bizler bulunduğumuz yerlere gözle göremediğimiz ama kendi bedenimizden daha büyük bir alan kaplayan bir enerjiyle katılırız. Buna aura diyoruz. Ve auramız bir odayı kaplayacak genişlikte ve büyüklüktedir.
Bazen bir yere girersiniz , daha kapıdan girerken içinizi bir şey sıkar durduk yere modunuz düşer kendinizi sıkışmış hissedersiniz. Bazen de tam tersi olur . olduğunuz yer sebepsiz yere size çok iyi gelir orada daha pozitif daha neşeli ve daha rahat hissedersiniz.
Bunun sebebi olduğumuz yerin ve o yeri oluşturan kişilerin aurasıdır.
Şimdi kendimizi rahat hissettiğimiz yerleri anımsayalım.
Nerede kendimiz olmak dışında görünen kimlikleri giymek zorunda kalmıyorsak orada rahat ediyoruz. Bunun sebebi yargısız alan..
Yargılardan özgürleşmiş kişilerin ve yerlerin aurası bize hep iyi hissettirir.
Peki yargısız alan ne demek ?
Sizin kendiniz olmanız dışında bir şey gerektirmeyen kendinizi rahat ifade edebildiğiniz düşüncelerinizi ve eylemlerinizi (bazen yanlış olsalar bile) bir kalıba sokmaya gerek duymadığınız insanların yanı yargısız alan oluşturur. O yüzden bazı insanların yanında ‘’sebebini bilmiyorum ama seninle konuşmak iyi geliyor senin yanında olmak iyi hissettiriyor’’ deriz.
Aynı şekilde belki bizim için de böyle hissedenler vardır.
Hazır yargısız alandan bahsetmişken biraz da kendi yargılarımızı değerlendirelim. Zihnimiz yargılar oluşturmayı ne kadar azaltırsa yaşantımız da bir o kadar kolaylaşır. Düşündüğümüz şeyler bakış açılarımızı şekillendirir. Zihnimiz bakış açılarımıza göre karar verir.
Ve şimdi bir gerçeklikten bahsetmek istiyorum. Farkında olarak ya da fark etmeden, hayatta en çok kendimizi yargılarız. Üstelik acımasızca. Dışarıya nasıl görüneceğimizi kontrol etmek ister, insanların yargılarına uygun olmak için (ya da toplum içinde kabul edilebilir biri olmak için) kendimizi kısıtlarız. Öyle zamanlarda kendimizi sıkışmış hissederiz. Bazı şeyler mecburiyet haline dönüşür. Ayıp olmasın diye sevmediğin bir şeyi yemek gibi mesela. Ya da hiç istemediğin halde bir davete katılmak gibi. Yargılanmamak için yaptığımız kaç şey var? Oysa yargısız bir alanda kendimiz gibi olsaydık hayat bizim için daha eğlenceli bir yer olacaktı. Biz bir başkasının gözündeki kendi imajımızla egomuzu tatmin edebilmek için nelerden feragat ediyoruz hiç düşündün mü?
Belki de şöyle düşünmenin zamanı gelmiştir :
Bakış açılarımız yargıları, yargılar hayatımızı şekillendirir.
Kendinle ilgili hangi yargılarından kurtulsaydın kendin olarak var olurdun hayatta?
Ve başkalarıyla ilgili hangi yargılarından kurtulsaydın onların seninleyken kendi olmalarına izin vermiş olurdun?
Sen şimdi hangi yargılarından özgürleşmeye gönüllüsün?
